Saturday, 5 November 2011
9gag day!
9gagger alert
ideal olanı bunu bastırmak olurdu bir t-shirt'e tabi ama, zamanım olmadı, onun yerine sevgili gri "star wars" t-shirt'üme sığındım...bence oldu.
evet, yine Kıtır.
Friday, 4 November 2011
sıkı tutunma zamanı; yine yeniden başlıyor sert rüzgârlar
Her baharda eser bu rüzgârlar ve her seferinde içimdeki bir şeylerimi uzaklara savururlarken, yenilerini de önüme taşırlar... Sancılı oluyor genelde, itiraf ediyorum - ama tatlı bir melankoli her daim gizli hazlarımdan olmuştur. Ankara'ya sahiden en çok yakışan mevsim, mevsimlerin değişimi arasında kalan o karaktersiz zaman sanıyorum. İşin aslı, "beni bu havalar bozdu..." - yeterince irdelersem, zamanımı yeterince doldurabilirsem hayatımdaki boşlukları görmezden gelebileceğime kendimi inandırmaya çalışmak konusunda bitmez tükenmez umudumu bile bu havalara bağlayabiliyorum ki!
Thursday, 3 November 2011
hayat...!
O kadar çok işim var ki, yapılması gereken o kadar çok şey var ki ve öylesine dolu bir programa bağlıyım ki... Neden şimdi hasta olmak?! Bugün bütün gün yataydım, yapmam gereken hiç bir şeyi yapamadım, ama benim onları yapamamış olmam bir şey ifade etmiyor, yapılmak zorundalar - yani iptal değiller, sadece ertelendiler...Ve peki ya yarın?!
Derhal iyileşmeliyim.
Yarın yapmam gerekenler, bugünkünden farklı olarak, etlenemez işler: bankaya evrak bırakmak, erasmus kaydı için merkez kampüse gitmek vs, o yüzden de DERHAL iyileşmeliyim...
Bayram öncesi olacak rezillik değildi bu...üfffff!
Wednesday, 2 November 2011
Tuesday, 1 November 2011
aradığını bilmediğin bir şeyi bulmanın müthiş keyfi...bu yazı İpek'e.
Herhangi bir kahve mekanına gidip çay içen bir insanım ben. Mönüde olmamasına rağmen garsonlara "siz böyle kupaya çayı normal koyun, üzerine birazcık süt ekleyip, biraz da tarçın koyun...şekere gerek yok, ama varsa biraz bal koyarsanız çok sevinirim." diye sevimli gülücükler atan, istediğim olduğunda da şeker havuzuna düşmüş çocuklar gibi şen olan bir kişiyim.
Bugün, aynı Sméagol'ın yüzüğü bulması gibi (150cm boyla elf olacak halim yoktu, elbette hobbit oldum.), ben de şahsi my precious'ımı buldum. Umuyorum ki Gollum'a dönüşmem - ama işin aslı aldığım hazı göz önüne alınca, çok da sorun değil gibi haddinden uzun yaşayıp, fiziksel olarak deforme olup, şizoya bağlamak. O kadar enfes bir çay keşfettim, evet.
Okuldan çıkıp yürümeye başladım. Bilen bilir, Hacettepe'nin Beytepe Kampüsünden ana yola inen yolu, Ankara'da yürümesi en keyifli yollardandır. Hafif bir eğimi vardır Eskişehir yoluna kadar ve havanın güzel olduğu günlerde yapmayı en sevdiğim şeylerden biri kulağıma müziğimi takıp yürümektir. Bugün öyle güzel gözüküyordu ki hava, başladım yürümeğe. Ama işte Ankara'nın sonbaharı...Açık ve güzel gözükmesi insanın açıkta kalan uzuvlarını bıçak gibi kesecek kadar soğuk olmasına mani değil hiç bir zaman. DONDUM! O yüzden de Eskişehir Yolu yerine Beysukent tarafına çevirdim yolumu. Ordaki Migrosta tanıştım kendisi ile. Rafta yalnızca bir tane kalmıştı, o anda "bu işte bir iş var..." diye düşünmüştüm zaten. İçindekileri okumaya başlayınca, dışardan bakan olduysa, kesin olarak gözlerimin içinin parladığını görebildiğine eminim.
Çay severler, Sturbucks'ta bile Chai Tea Latte içen arkadaşlar, garsonlara sevimlilik yaparak mönü dışı sütlü çay sparişi verenler - korkmayın, artık üzülmeyin! O burda...Doğuş Mistik Chai! (işin aslı netten baktım, bayadır da piyasadaymış da, ben yeni keşfettim.)
^_^
ben gidip bir kupa daha içiciiim...
Eğitim şart, hijyen önemli...ama tutumlu olmak da öyle!
O koskocaman balkabağını oyunca, nefis bir koku eşliğinde bir dünya iç çıktı! Ama yani... Bir kova dolusu mis gibi kokan taze ve tatlı balkabağı napılır?! Önce babam, sonra ben bu soruyu sordum kendime, rüyasına yattım hatta ve uyandığımda cevabı bulmuştum. Annemin pişirdiği ve kabak tatlısı yapmaya hazırladığı kabağın yarısından fazlasını, yer yer demogoji taktikleri kullanarak elinden aldım... Alışkın zaten, "deli benim kız...olur böyle şeyler." motosunu benimsediğinden beri hayat ikimiz için de o kadar kolay hale geldi ki...canım benim.
Dersim yoktu bugün, o yüzden rahattım ve sonradan bir matematik problemi haline gelecek olan planımı uygulamaya başladım: Oyulan kabağın ele geçirdiğim 3/4'ünün 1/2'sini kullanarak 2 tane pumkin pie ( http://www.pickyourown.org/pumpkinpie.php ), kalan 1/2'sini kullanarak ise 23 tane cupcake yaptım - ama frosting veya icing yapmaya hiç uğraşmadım, zaten gerek de yoktu, çünkü o cupcakeler onlarsız da enfes oldu! Tevazu sergilemeyişimin tek sebebi onlara aşık olmuş olmam olabilir. Bu arada annem de kabak tatlısı yaptı... Akşam da yemekte kabak vardı. Ne bereketli çıktı o yemek masası süsü, anlatamam.
Subscribe to:
Posts (Atom)



