Sunday, 27 May 2012

son kalan

"Son kalan" derken abartıyorum, biliyorum - ama elimde değil, bazen öyle hissediyorum. Bugün, Ebru'nun da gitmesi ile, Pre-University dönemimden hayatımda olan ve düzenli olarak görüşmeye devam ettiğim tüm arkadaşlarım Ankara'ya veda etmiş oldu. Ankara'nın şehir girişine (hani şu şehrin nüfusunun, rakımının falan yazdığı tabela vardır ya - işte onun yanına), ellerimde üzeri cupcake dolu bir tepsi ile bekler halde bir heykelimi dikmelerinin zamanı geldi bence.

 this one is for you Sunshine

dün - bugün

Bugün aslında dün başladı ve işin aslı dün bugün hala bitmedi. Karışık mı? Aslında değil. 

25 Mayıs, günün kendi içindeki mana ve önemi dolayısıyla zaten oldukça sancılı bir gündü benim için. Ayrıca sabahın köründe TOEFL'a giriyor oluşum da daha hoş hale getirmedi günü. Sınavdan çıktığımda midem bulanıyor, başım dönüyordu ve bunun fiziksel hiç bir şeyle ilgisi olmadığına da nerdeyse eminim. Telefonumu hiç açmadım. 

Hangisinden daha çok korktuğumdan değilim; 
aramaktan mı, aranmaktan mı; 
söyleyebileceklerimden mi, söylemeyeceklerimden mi; 
ya da belki de onun bana söyleyeceklerinden korkmuşumdur - bilmiyorum, 
işin aslı, 
önemli olduğunu da düşünmüyorum. 
Ben telefonumu açmadım. 

Ebru ile oldschool biçimde (cep tlefonu kullanmaksızın) buluştuk ve onların evine, bavul toplamaya gittik. Pazartesi İstanbul'da işe başlıyor, artık şaka değil - gerçekten de Ankara'da son kalan durumuna düşüyorum bu durumda...Gece olunca ona "vedamsı" olarak dışarı çıktık. 

Telefonumu açmamaya devam ettim ben. 
İçtim, dans ettim ve aklıma her geldiğinde bir kez daha unutmaya özen gösterdim.


25 Mayıs...Babamın doğum günü.

Monday, 21 May 2012

Saturday, 19 May 2012

dolu dolu

Öncelikle, herkesin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu, mutlu olsun! Normalde, milli bayramlarda, kısa bir süreliğine bile olsa, Anıtkabir'e gitmek isterim. Ama bu kez, öyle bir şey yapmak için hiç fırsat olmadı. 

Doktor'la randevu ve küçük adam Aras Ada Sever'in (çok enfes bir çocuk bu) doğum günü bugündü. Söz konusu küçük büyük adam için 100'ün üzerinde cupcake hazırladım...Onları bagaja yerleştirip de nerdeyse Temelli'de olan evlerinin kapısına vardığımda, doğum günü orda kutlamadıklarını öğrendim. Zaten, araba park yerine girip de, o kadar çok boş yer olduğunu gördüğümde, anlamıştım bu işte bir tuhaflık olduğunu. Konu benim aptal veya şaşkın olmamla ilgili değil, konu Facebook sahibi olmadığınız zaman uğradığınız ayrımcılık! Herkes, ordan anons edilen herşeyi, herkes biliyor varsayıyor ve dolayısı ile kimse beni hiç bir konuda aydınlatma zahmetine girmiyor. Aydınlatmıyorlar ammmmmma, oldukça çok gülüyorlar böyle durumlara düştüğünüzde. Neyse, neticede bana da şehirlerarası yolda sürüş pratiği olmuş oldu. Sürüş pratiği demişken, bugün ilk kez şehre gittik geldik araba ile. Bahçelievler'e gitmiştik tabi daha önce ama, Çankaya - Köroğlu... Bunlara bugün ilk kez gittik - geldik. 

Normalde, bu son bir haftadır eve kapalı olduğum için, bugün kendime biraz zaman verme kararı almıştım - arkasında durdum bunun. Sabah doktor, kuaför vs şahsi işlerimi hallettim, bu arada çimler biçildi, hazırladığımız cupcake tepsileri ile birlikte bir doğum gününe ulaşmak adına iki farklı lokasyona gidildi, doğum gününden sonra kızlarla yarım saat bir kahve / dedikodu molası, ardından Zerrin Sultan ile birlikte önce çok keyifli bir filme (tavsiye ederim - The Best Exotic Marigold Hotel...Judi Dench'e bayılıyorum), sonra da ufak bir şeyler atıştırmaya gittik. Mevsimsel değil gerçi bu Ankara için ama, biz oraya gittiğimizde öyle bir yağmur yağıyordu ki, arabayı park edip annemin yanına geçinceye kadar sırılsıklam olmuştum. Bu arada, tam da bu esnada, Gay DR'ımız ilk yarasını aldı, biri ön sağ tarafı birazcık çizmiş. Neticede yorucu ama çok keyifli oldu bu bugün. 







Bir sene önce bu zamanları düşünmekten alamıyorum kendimi; 
Dicle - evlilik - hamilelik - doğurmak -çocuk...!!! 
Çok acayip, çoook.
 

Monday, 14 May 2012

anneler haftasonusu

Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun öncelikle - hepiniz deli olmalısınız (aksi durumdaki insanların işi değil anne olmak), ama yine de iyiki varsınız. Şahsen bu haftasonumun tamamını kendi annem, onun annesi olan annanem ve nice başka anneleri (teyzeler, yengeler vs) mutlu etmek için çabalayarak geçirdim. 

Cumartesi bir yanda Fenerbahçe - Galatasaray maçı varken, bir yanda da bir aile düğünü vardı. Dünyanın en spor bilinci yüksek insanı olmadığım muhakkak, ama futbol, özellikle derbi maçlarını, izlemeyi çok seviyorum. O yüzden de enfes bir plan yaptım. Annemle annenemi alacak, arabayı siteye bırakıp taksiye atlayacak, düğüne gidecek, çaktırmadan yanlarından sıvışıp evli adamlar tarafından oluşturulan yolu takip ederek maçı izleyecektim. Bu konuyu ilerki bir zamanda açmam gerekebilir, "evli adamlar ile düğünler ve derbi maçları" konusundaki teorime oldukçe güveniyorum. En özet hali ile, "zaten evli olan erkek, düğün ortamında istediğini yapmak konusunda, karşılaştırmalı olarak bakıldığında, en özgür olan kişidir." şeklinde açıklanabilir. Neyse, plan çöktü. Gider gitmez, evli adamların oluşturduğu kalabalığı buldum ve ancak kokteylden imkan yok kaçamadım. İlk yarıyı yakalamamın hayli imkansız olduğunu zaten daha önceden kabullenmiştim, o yüzden bu noktada ciddi bir hayal kırıklığı olmadı. 


Sorun, nikahı kıyacak olan İ. Melih Gökçek'in bir türlü ortaya çıkmaması ve dolayısı ile benim programımı erteledikçe ertelemek zorunda kalmamdan çıktı. Söylemeden edemiyorum: "adamın sahnesi çok iyi."

O maç yalan oldu.

Masa altından, internet üzerinden takip ettim olanı biteni. Masaya da her gelişmeyi haber verme görevini üstlendim üstelik. Düğünün bitişini beklemek ve henüz acemi olan şöförlüğümü bir cumartesi gecesi Eskişehir yolundaki alkollülerle test etmek istemediğimden, bizimkileri erkenden kaldırdım. Şimdi, bu noktadaki mantıksızlığım samimi olarak göz dolduruyor: bre şaşkın, sen trafikten ve tarfikte taşkınlıktan korkup ne demeye maç bitiş düdüğünden 15 dakika sonra kalkıyorsun düğünden?! Arabanı nasıl çıkarmayı düşünüyorsun acaba 7. caddeden?!?!?!?!?!? Sorun büyük olasılıkla düşünmemiş oluşumdan kaynaklanıyor. 

Taksi ile 15 dakikalık yolu 40 dakikada gittikten sonra, 7. caddenin araç trafiğine kapalı olduğu gerçeğiile karşılaştık. Annane çok yaşlı. Yürürken çok zorlanıyor. Yavaş ve bol molalı olarak hareket edebiliyor ancak. Ama taksimizin önünü kesen polis memurunun da çok net olarak ortaya koyduğu gibi "ya inip yüricek - ya da sabaha kadar burdasınız!" bir durum oldu. Mecbur, annane cesaretini topladı ve indi o taksiden, ben de derhal koluna girdim. Benim annanemin koluna girmem ile, çevremizi 7, belki 8, hafif kafası güzel, galatasaraylı gençin çevirmesi bir oldu. Gençler şahsi alan konseptini tamamen yitirmiş durumda, üzerimize üzerimize yaklaşıyorlar, Alpha modunda olan da annaneme "Teyze, senin burda ne işin var?!" diye hesap soruyor. Ben "biraz geri çekilin, yol verin" derken, durumun potansiyel olarak ne kadar tehlikeli olabileceğini tam olarak idrak ettiğinden şüpheli olduğum annanem "e ben seviyorum dışarıyı..." dedi adama. Bu esnada "o da galatasaraylı!" dedim ben - artık, bir yerinden yakalamak lazım durumu diye düşünerek. Derken o 7 - 8 kişi aynı anda bir başladılar, sırayla annanenin elini öpüp ona iltifatlar yağdırıyorlar, annanenin bir hoşuna gitsin bu durum, kikir kikir kikirdiyor! O noktadan itibaren bu gençler annaneyi (ve tabi bizi) site kapısına kadar bir emniyet çemberi içerisinde götürmeyi borç bildiler kendilerine. 


Eve vardığımızda, etraf sakinleşmeden hiç bir yere kıpırdayamayacağımızı biliyorduk, o yüzden de biraz uzandık. Sabah saat 06:00'da, annem ve ben, adeta hırsızlar kadar sessiz olarak evden çıkıp bize doğru yola çıktık. Bir kaç saat sonra anneler günü brunchu için sözümüz vardı ve elbette uyku bizim için yalnızca uzak bir hayaldi...Akşam da geleneksel Şebinkarahisar Gecesi ile sonlandı bu arada. Yani uyku ancak bu gece söz konusu olabilecek Yoruldum cidden. Yaşasın galatasaray. 
 

Tuesday, 1 May 2012

having demotivational thoughts

öf yani. 
ÖÖÖÖÖÖöööÖF hatta.
Olmuyor...
Bir türlü giremiyorum doğru ruh haline, düşünce yapısına.
Bir girebilsem, öyle kolaylaşacak ki herşey.
Akar gibi gidecek!
1 Mayıs'ı bahane bilip bugün adam gibi oturdum notlarımın başına;
bir ay bitmeden o notlar bitecek, üzerlerinden (geliştirilerek) ikinci kez geçilecek ve o tur sırasında teze bağlamalar yapılacak, sonra da yönteme başlanacak.
Aynı zamanda Erasmus için gerekli süreçler de var...öf.