Sunday, 22 July 2012

niyet vs kısmet

Kısacık gittim - geldim İstanbul'a. Alışık değilim buna. Son 10 yıldır, Deniz'in yanına gidişlerim en az 2 haftalık olmuştu mesela. İşin aslı 1 aydan daha kısa kalışım oldukça nadir olmuştur...Belki de o yüzden, İstanbul'u Deniz olmadan yaşamak oldukça tuhaf oldu. 

Dürüst olmak gerekirse, pek İstanbul'a gitmek gibi değildi. Tatil için, kısacık bir süreliğine "başka bir yer"e gitmek gibiydi ama, o başka yer İstanbul değildi sanki. Hiç Freudian olmadım, ama düşününce, bana "hoşgeldin! napmak istiyorsun?" dendiği anda "denize götürün beni, deniz görmek istiyorum!" şeklindeki beyanım, gayet istemsiz olarak çift manalı olmuş. Daha önce hiç hakkında düşünmediğimden olsa gerek, benim için abim ve bir zamanlar yaşadığı şehrin ne kadar bütünleşmiş olduğunun farkında değildim bu kısacık git - gele kadar. 

Rahatça söylüyorum: Özlemişim. 1500 yıllık arkadaşlarımı ve onlarla tükenmek bilmeyen muhabbeti, Ortaköy'de birlikte yemek ve kahve keyfini, deniz kenarında oturup kısa süreliğine bile olsa dalgaların geniş resimde düzenli ama anlık olarak kaotik sesine dalmayı...çok özlemişim ben sorumluluklarımı bir yana bırakarak kendim için bir şeyler yapmayı.  


İlk akşam biterken, ertesi güne dair planlarım soruluyordu. Cuma günü, Ramazan'ın ilk günü üstelik, herkes işteyken hem de...Aslında, planım çok basitti: "içimdeki Osmanlı ile barışacağım!" diye yanıtladım tüm "napıcaksın?!" sorularını. Sabah bizimkilerle kalkacak, onlarla evden çıkacak, Taksim'de yanlarından ayrılarak önce Galata'ya, ordan yokuş aşağı inip Kabataşa, yandan yandan Eminönü'ne geçecektim. Sonra ver elini Mısır Çarşısı, Kapalı Çarşı, Sirkeci, Sultanahmet...Nasılsa tüm gün vardı önümde. Pıft.

elbette ki yalan oldu!


Bir yıla yakın zamandır gitmemişim - öyle süratle geçemiyorum ki o uzun zamandır görmediğim şehrin küçük, yamuk ve güzel yollarından. Devamlı dikkatimi cezbeden bir şeyler görüyor, devamlı yoldan çıkıyorum! Neticede gün plana uygun başladı ama, ben Galata'ya varamadan bitti. Ebruşka'nın iş çıkışını yakalayabilmek için eve dönmem gerekti. 


Sonrasında çok keyifli bir akşamın planı hızla yapıldı ve yürütüldü, ben White Mill konusunda hoş bir süpriz yaşadım (itiraf ediyorum, dışardan bakıp ön yargı ile yaklaştım ama arka bahçesine geçmemizle tüm o yersiz düşüncelerimden sıyrıldım.), masaya bir çok farklı dedikodu saçılırken, bir çok farklı lezzet denendi - ama benim gözümde, bu güne damgasını vuran niyetler ve kısmetler olmuş oldu. 

Hem Ramazan ayının ilk günü, hem de genel olarak mübarek bir gün olan bu cuma gününde niyet ettiğim gibi "içimdeki osmanlı" ile yeniden tanışamamış - barışamamış olabilirim, ama onun yerine yakın zamanda yeniden kavuşma umudum olmayan bir yanımla, çevresinden rahatça ilham alan ve yaratan yanımla karşılaşmış oldum. 


Yani keyifli bir gün geçirdim. Ayrıca çok da güldüm. Mesela Lucky Luke karakterinin neden yurdumuzda Red Kit adı ile nam saldığı konusunda bilgi sahibiyim. 


Bu bilgiyi burdan paylaşmaya hiç niyetim olmadığını söylememe gerek var mı?! 




  


No comments:

Post a Comment